Romelu Lukaku: "Söyleyecek Bazı Şeylerim Var"

FİNAL
Fransa - Hırvatistan
15 Temmuz 2018, Pazar - 18:00

3.LÜK MAÇI
Belçika - İngiltere
14 Temmuz 2018, Cumartesi - 17:00
Belçika'nın golcüsü Romelu Lukaku, olaylarla ve acıyla dolu geçmişini anlattı.
22/06/2018 - 12:10
Beş parasız olduğumuzu anladığım anı çok net hatırlıyorum. Annemi buzdolabının önünde, yüzündeki ifadeyle açıkça canlandırabiliyorum.
 

6 yaşındaydım, öğle yemeği arasında okuldan eve gelmiştim. Annemin menüsünde her gün aynı şey olurdu: Ekmek ve süt. Çocukken hiç düşünmüyorsunuz bile ama sanırım bütçemizin yettiği bu kadardı.
 
Sonra bir gün eve geldim, mutfağa girdim ve annemi buzdolabının önünde bir kutu sütü tutarken gördüm, normalde olduğu gibi. Ancak bu sefer süte bir şeyler karıştırıyordu. Kutuyu yukarı aşağı sallıyordu yani, bilirsiniz? Neler olduğunun anlamadım. Yemeğimi önüme koyduğunda her şey normalmiş gibi gülümsüyordu. Ama ben ne olduğunu hemen anladım.
 
Süte su karıştırıyordu. Bütün hafta yetecek kadar süt almaya paramız yoktu. Beş parasızdık. Fakir değildik, beş parasızdık.
 
Babam profesyonel futbolcuydu ama kariyeri sonuna yaklaşıyordu ve bütün para bitmişti. Elimizden ilk giden Kablo TV oldu. Artık futbol yoktu. Artık Günün Maçı yoktu. Sinyal yoktu.
 
Eve gece geldiğimde ışıklar kapalı olurdu. İki, üç hafta elektrikler olmazdı.
 
Banyo yapmak istediğimde sıcak su olmazdı. Annem ocağın üstünde çaydanlıkta su ısıtırdı, ben de duşa girdiğimde ılık suyu başımdan aşağı bardakla dökerdim.
 
Öyle zamanlar oldu ki annem sokaktaki fırından ekmek “ödünç” almak zorunda kaldı. Fırıncılar beni ve kardeşimi tanırlardı bu yüzden onun Pazartesi günü ekmek alıp Cuma günü ödemesine izin verirlerdi.
 
Zorda olduğumuzu biliyordum. Ama sütle suyu karıştırdığını gördüğümde, bittiğini anladım, ne dediğimi anlıyor musun? Bizim hayatımız artık buydu.
 
Tek kelime etmedim. Stres olmasını istemiyordum. Sadece yemeğimi yedim ama Tanrı’ya yemin yederim o gün kendime bir söz verdim. Sanki biri parmaklarını şıklatıp beni uyandırmıştı. Tam olarak ne yapmam gerektiğini ve ne yapacağımı biliyordum.
 
Annemin böyle yaşadığını göremezdim. Yok, yok, yok. Bunu yapamazdım.
 
 
http://funkyimg.com/i/2HMdw.jpg
 
Futbol dünyasındaki insanlar mental güç hakkında konuşmaya bayılırlar. Öyleyse ben ömrünüzde tanışacağınız en güçlü adamım. Çünkü karanlık bir odada kardeşim ve annemle oturmuş dua ederken, bir gün gerçekleşecek olanı düşünüyor, inanıyor, biliyordum.
 
Sözümü bir süre kendime sakladım. Ancak bazı günler okuldan eve döndüğümde annemi ağlarken buluyordum. Bu yüzden sonunda bir gün ona “Anne, bu durum değişecek. Göreceksin. Anderlecht için futbol oynayacağım ve bu yakında gerçekleşecek. İyi olacağız, artık endişelenmene gerek kalmayacak.”
 
6 yaşındaydım.
 

Babama sordum, “İnsan ne zaman profesyonel futbol oynamaya başlayabilir?”
 
“Onaltı” dedi.
 
“Tamam, onaltı ozaman” dedim.
 
Gerçekleşecekti. Nokta.
 
Size bir şey söyleyeyim – oynadığım her maç Finaldi. Parkta oynarken, Finaldi. Okulda teneffüste oynadığımda, Finaldi. Son derece ciddiyim. Her şut çektiğimde topun kaplamasını üstünden koparmaya çalışıyordum. Tam güç. R1 tuşuna basmıyorduk kardeşim. İncelikli şut yok. Benim yeni FIFA oyunum yoktu. Playstation’ım yoktu. Oyun oynamıyordum. Seni öldürmeye çalışıyordum.
 
Boyum uzamaya başlayınca bazı öğretmenler ve veliler beni strese sokmaya başladı. Yetişkinlerden birinin şunu ilk söylediği zamanı asla unutmayacağım: “Hey, kaç yaşındasın sen? Hangi yılda doğdun?”
 
Bense şey gibiyim, Ne? Ciddi misin? 
 
11 yaşındayken Lierse genç takımı için oynuyordum ve diğer takımın ebeveynlerinden birisi benim sahaya çıkmamı gerçek anlamda engellemeye çalıştı. “Bu çocuk kaç yaşında? Kimliği nerede? Nereli bu?”
 
Düşündüm, Nereli miyim? Ne? Antwerp’te doğdum ben. Belçikalıyım.
 
 Babam orada değildi çünkü beni maçlara getirip götürebilecek bir arabası yoktu. Tamamen tek başımaydım ve kendimi savunmam gerekiyordu. Gittim ve çantamdan kimliğimi getirip bütün ebeveynlere gösterdim. Kimliğimi elden ele dolaştırıp inceliyorlardı, o sırada kanın vücudumda hızla dolaşmaya başladığını hatırlıyorum. Düşündüm ki “Oh, şimdi oğlunu daha da beter öldüreceğim. Onu zaten öldürecektim ama şimdi onu yok edeceğim. Ağlayan oğlunu eve geri götürmek zorunda kalacaksın.”
 
 
http://funkyimg.com/i/2HMdM.jpg
 
Belçika tarihindeki en iyi futbolcu olmak istedim. Hedefim buydu. İyi değil. Büyük değil. En iyisi. Birçok şeyden ötürü büyük bir öfkeyle oynadım… çünkü evimizde fareler cirit atıyordu… çünkü Şampiyonlar Ligi’ni izleyemiyordum… çünkü diğer ebeveynler bana bir tuhaf bakıyordu.
 
Bir görevdeydim.
 
12 yaşındayken 34 maçta 76 gol attım.
 
Hepsini babamın kramponlarını giyerek attım. Ayağımız aynı boya geldiğinde paylaşmaya başlamıştık.
 
Bir gün dedemi, annemin babasını aradım. Hayatımdaki en önemli insanlardan birisiydi. Benim Kongo’ya, annemle babamın geldiği yere olan bağlantımdı. Bir gün onunla telefonda konuşuyordum “Evet, gayet iyi gidiyorum. 76 gol attım ve şampiyon olduk. Büyük takımlar beni fark etmeye başladı.”
 
Ve çoğunlukla futbolumu dinlemeye can atardı. Ama bu kez bir garipti. Dedi ki “Evet Rom, evet bu harika. Ancak bana bir iyilik yapar mısın?”
 
“Evet, nedir?” dedim.
 
“Kızıma göz kulak olur musun lütfen?” dedi.
 
“Annem mi? Evet, biz iyiyiz. İyi durumdayız.” dedim.
 
“Hayır, bana söz ver. Bana söz verebilir misin? Kızıma göz kulak olacaksın. Benim için ona göz kulak ol tamam mı?” dedi.
 
“Evet büyükbaba. Anladım. Sana söz veriyorum” dedim.
 
Beş gün sonra vefat etti. O anda ne anlatmaya çalıştığını anladım.
 
Onun hakkında düşünmek beni üzüyor çünkü keşke dört yıl daha yaşayıp Anderlecht için forma giydiğimi görebilseydi diye diliyorum. Bilirsin, sözümü tuttuğumu görmesi için. Her şeyin iyi olacağını görebilmesi için.
 
 
http://funkyimg.com/i/2HMdN.jpg
 
Anneme 16 yaşımda başaracağımı söylemiştim.
 
11 gün ile yanıldım.
 
24 Mayıs 2009.
 
Playoff finali. Anderlecht – Standard Liege.
 
Hayatımın en çılgın günüydü. Ama bir dakikalığına geri sarmamız lazım. Çünkü sezon başladığında Anderlecht U-19 için bile zar zor oynuyordum. Teknik direktör beni yedekte oturtup sonradan oyuna alıyordu. “Eğer U-19 takımı için yedekte oturuyorsam nasıl olup da 16. doğum günümde profesyonel sözleşme imzalamayı başaracağım?”
 
Bu yüzden teknik direktörümle bahse girdim.
 
Ona dedim ki “Size bir şeyi garanti ediyorum. Eğer beni gerçekten oynatırsanız, Aralık ayı geldiğinde 25 gol atmış olacağım.”
 
Kahkaha attı. Gerçekten yüzüme kahkaha attı.
 
“O zaman bahse girelim” dedim.
 
“Tamam, ama Aralık ayında 25 gol atmamış olursan kulübeye dönüyorsun” dedi.
 
“İyi, ama kazanırsam oyuncuları antrenmandan eve götüren servis araçlarını temizleyeceksiniz” dedim.
“Tamamdır, anlaştık” dedi.
 
“Ve bir şey daha. Her gün bize pankek yapmak zorundasınız” dedim.
 
“Tamam, iyi” dedi.
 
Bir insanın girdiği en aptalca iddiaya girmişti.
 
Kasım ayında 25 gole ulaştım. Noel’den önce pankek yiyorduk kardeşim.
 
Bu size ders olsun. Aç bir çocukla oyun oynamak istemezsiniz.
 
Anderlecht ile profesyonel sözleşmeyi doğum günüm olan 13 Mayıs’ta imzaladım. Anında gidip yeni FIFAyı ve kablolu televizyon paketini satın aldım. Sezonun sonu gelmişti yani evde rahattım. Ancak o yıl Belçika Ligi delirmişti çünkü Anderlecht ve Standard Liege puan eşitliğiyle ligi tamamlamışlardı. Şampiyonu belirlemek için iki ayaklı playoff oynanacaktı.
 
İkinci maçtan bir gün önce rezerv takımının antrenöründen bir telefon geldi.
 
“Merhaba?”
“Merhaba Rom. Ne yapıyorsun.”
“Parkta futbol oynamaya gidiyordum.”
“Hayır, hayır, hayır, hayır, hayır. Çantanı hazırla. Hemen.”
“Ne? Ne yaptım ki?”
“Hayır, hayır, hayır. Stadyuma hemen şu anda gelmek zorundasın. As takım seni istiyor.”
“Hey… Ne?! Beni mi?!”
“Evet, seni. Hemen gel.”
 
Babamın yatak odasına depar attım ve “Hey! Hemen kıçını kaldır! Gitmeliyiz adamım!” dedim.
 
“Ha? Ne? Nereye gitmeliyiz?
 
ANDERLECHT, ADAMIM!”
Hiç unutmayacağım, stadyuma gittim ve bayağı bayağı soyunma odasına koşarak girdim. Malzemeci sordu “Tamam evlat, kaç numarayı istiyorsun?”
 
Ben de “10 numarayı ver” dedim.
 
Hahahaha! Bilmiyorum. Korkmak için çok gençtim herhalde.
 
“Akademi oyuncuları 30 ve üstünü almak zorundalar.” dedi.
“Tamam, o zaman, üç artı altı dokuz eder, o da iyi bir numaradır, öyleyse bana 36'yı ver.” dedim.
O gece otelde as takım oyuncuları yemekte bana şarkı söylettirdiler. Ne söylediğimi bile hatırlamıyorum. Başım dönüyordu.
 
Ertesi günün sabahında bir arkadaşım evimize gelmiş, kapıyı çalıp futbol oynamak isteyip istemediğimi sormuş. Annem ise “Dışarda o, oynuyor” demiş.
 
Arkadaşım “Nerede oynuyor?” demiş.
 
Annem “Finalde” diye cevaplamış.
 
Stadyumda otobüsten indik ve etraftaki her oyuncu havalı bir takım elbise giyiyordu. Benim haricimde. Ben otobüsten korkunç bir eşofman giyerek indim, televizyon kameraları yüzüme yüzüme geldi. Soyunma odasına mesafe 300 metre kadardı, belki 3 dakikalık bir yürüyüş mesafesi. Soyunma odasına adım attığım anda telefonum ötmeye başladı. Herkes beni televizyonda görmüştü. Üç dakikada 25 mesaj aldım. Arkadaşlarım deliriyordu.
 
“Kardeşim?! NEDEN MAÇTASIN?!”
“Rom, neler oluyor? NEDEN TELEVİZYONDASIN?!”
 
Cevap verdiğim tek kişi en iyi dostumdu. “Kardeşim, oynayıp oynamayacağımı bilmiyorum. Neler olduğunu bilmiyorum. Ama televizyonu izlemeye devam et” yazdım.
 
63. dakikada teknik direktör beni oyuna aldı.
 
16 yıl 11 günlükken Anderlecht için sahaya çıktım.
 
O gün finali kaybettik ama ben zaten cennetteydim. Anneme ve dedeme verdiğim sözü tutmuştum. İyi olacağımızı bildiğim an o andı.
 
Gelecek sezon lisedeki son yılımı tamamlıyordum ve aynı zamanda Avrupa Ligi’nde forma giyiyordum. Okula büyük bir çantayla gidiyordum böylece öğleden sonraki uçuşa yetişebiliyordum. Ligi açık ara farkla kazandık ve Yılın Afrikalı Oyuncusu sıralamasında ikinci oldum. Evet. Bu sadece… çılgınlıktı.
 
Aslında bunların olmasını bekliyordum ama belki bu kadar hızlı değil. Bir anda medya beni şişiriyor, üstüme beklentiler yüklüyordu. Özellikle milli takımla ilgili. Neden bilmiyorum bir türlü Belçika için iyi performans gösteremiyordum. Olmuyordu.
 
Ama hey, hadi ama. 17, 18, 19 yaşlarındaydım.
 
İşler iyi giderken gazetedeki köşe yazılarını okuyordum ve bana Belçikalı forvet Romelu Lukaku olarak hitap ediyorlardı.
 
İşler iyi gitmezken, bana Kongo asıllı Belçikalı forvet Romelu Lukaku olarak hitap ediyorlardı.
 
Oyunumu beğenmiyorsanız sorun yok. Ama ben burada doğdum. Antwerp, Liege ve Brüksel’de büyüdüm. Anderlecht için oynamanın hayalini kurdum. Vincent Kompany olmanın hayalini kurdum. Cümleye Fransızca başlayıp Felemenkçe bitiririm ve belki içine biraz İspanyolca, Portekizce ya da Lingala katarım, bulunduğumuz muhite göre.
 
Ben Belçikalıyım.
 

Hepimiz Belçikalıyız. Bu ülkeyi havalı yapan da bu, değil mi?
 
Ülkemdeki bazı insanların neden başarısız olmamı beklediklerini bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum. Chelsea’ye gittiğimde ve forma giymiyorken bana güldüklerini duydum. West Brom’a kiralandığımda bana güldüklerini duydum.
 
Ama sorun yok. Bu insanlar mısır gevreğimize su koyarken bizimle birlikte değillerdi. Eğer hiçbir şeyim yokken benimle değildiyseniz, beni gerçekten anlayamazsınız.
Komik olan ne biliyor musunuz? Çocukken 10 sezon Şampiyonlar Ligi’ni kaçırdım. Paramız asla yetmezdi. Okula gelirdim ve çocukların final hakkında konuştuklarını duyardım, benimse hiçbir fikrim olmazdı. 2002’yi hatırlıyorum, Madrid’in Leverkusen’le oynadığı zaman, herkes “Vole! Aman Tanrım, vole!” diyordu.
 
Ne dediklerini anlıyormuş gibi davranmam gerekiyordu.
 
 
http://funkyimg.com/i/2HMdZ.jpg
 
İki hafta sonra bilgisayar sınıfında otururken bir arkadaşım İnternet’ten videoyu indirdi ve sonunda Zidane’nın sol ayağıyla üst köşeye zımbaladığı anı gördüm.
 
O yaz, o arkadaşımın evine gittim. Bu sayede Ronaldo Fenomeno’yu Dünya Kupası Final’inde izleyebildim. O turnuvaya dair diğer bütün her şey okuldaki çocuklardan duyduklarımdan ibaret.
 
Ha! 2002’de ayakkabılarımda delikler olduğunu hatırlıyorum. Büyük delikler.
 
12 yıl sonra Dünya Kupası’nda oynuyordum.
 

Şimdi bir diğer Dünya Kupası’nda oynamaya hazırlanıyorum ve biliyor musunuz? Bu kez eğlenmeyi unutmayacağım. Hayat stres ve dram için çok kısa. İnsanlar takımımız ve benim hakkımda dilediklerini söyleyebilirler.
 
Adamım dinle – biz çocukken Thierry Henry’i Günün Maçı’nda izlemeye bile paramız yoku. Şimdi milli takımda ondan her gün ders alıyorum. Efsaneyle yüz yüze duruyorum ve bana onun yaptığı gibi boş alanlara kaçmamı söylüyor. Thierry dünyada benden daha fazla futbol seyreden tek kişi olabilir. Her şeyi tartışıyoruz. Oturup Almanya ikinci lig futbolu hakkında tartışmalar yapıyorum.
 
“Thierry, Fortuna Düsseldorf’un kurgusunu gördün mü?” diyorum.
“Saçmalama. Elbette gördüm” diyor.
Bu benim için dünyadaki en havalı şey.
Gerçekten sadece dedemin hayatta olup buna tanıklık edebilmesini dilerdim.
Premier Lig’den bahsetmiyorum.
Manchester United’dan da
Şampiyonlar Ligi’nden de
Dünya Kupaları’ndan da
 
Bahsettiğim bunlar değil. Sadece şimdi sahip olduğumuz hayata tanıklık edebilmesini dilerdim. Dilerdim ki onunla bir telefon görüşmesi daha yapabileyim ve anlatabileyim…
 
“Gördün mü? Sana söyledim. Kızın iyi. Artık dairemizde fareler yok. Artık yerde uyumak yok. Artık stres yok. Biz artık iyiyiz. İyiyiz…
… artık kimliğe bakmalarına gerek yok. İsmimizi biliyorlar.”
 

Griezmann: "İlk 2 Yıldızlı Fransa Forması Alan Ben Olacağım"

Fransa'nın başarılı oyuncusu Griezmann, 2018 Dünya Kupası finali sonrası açıklamalarda bulundu.

Modric: ''Bazen Daha İyi Takım Kazanmaz''

Hırvatistan kaptanı Luka Modric, finalden sonra açıklamalarda bulundu.