Victor Lindelöf: Anneler ne içindir

FİNAL
Fransa - Hırvatistan
15 Temmuz 2018, Pazar - 18:00

3.LÜK MAÇI
Belçika - İngiltere
14 Temmuz 2018, Cumartesi - 17:00
İsveç milli takımının genç oyuncusu Victor Lindelof, annesiyle olan ilişkisinden gerçekleşen çocukluk hayallerine kadar birçok konuyu yazıya döktü. Benfica günlerinden, Türkiye karşısında çıktığı ilk milli maçtan ve Dünya Kupası heyecanından bahsetti.
27/06/2018 - 15:52
Annem doğduğum günle ilgili bir hikayeyi anlatmayı çok sever çünkü kendisinin o andan beri benim futbolcu olacağımı bildiğini söyler.
 
Babamla birlikte hastanede bekliyorlarmış ve babam biraz garip davranıyormuş. Kafası dağınık görünüyormuş ve bu garip değil mi? Yani, oğlun doğmak üzere. Hayatta bundan daha büyük fazla şey yoktur, gerçekten.
 
Elbette, dünyaya geldiğimde mutluluktan havalara uçmuş. Ancak sonra demiş ki “Tamam, şimdi bir televizyon bulabilir miyiz?”
 
Annem babamın ne demek istediğini anlamış, gözlerini devirmiş. “Gerçekten mi? Gerçekten mi?”
 

Babam da “Biliyorum, biliyorum ama penaltı atışları başlamak üzere” demiş.
 
Tarih 17 Temmuz 1994. Victor Lindelöf, İsveç’te daha henüz dünyaya gelmişken Pasadena’da İtalya ve Brezilya, Dünya Kupası finalinde oynuyordu.
 
https://image.ibb.co/kQSMUo/1994.jpg
 
 
Sanırım zamanlamam yüzünden annem futbolcu olacağım konusunda ikna olmuş ve biliyor musunuz? Yalnızca birkaç yıl sonra Dünya Kupası finalinde oynuyordum. Bir sebepten ötürü FIFA finali benim kasabam Västeras’ta düzenlemeye karar vermişti. Saha eşit değildi. Kaleler iki garaj kapısıydı. 65.000 kadar taraftar seyrediyordu ya da öyle görünüyordu. Dakikalar 90ı geçtiğinde bir ses maçı anlatmaya başladı:
 
Top şimdi Lindelöf’e geliyor. Lindelöf topu aldı… Birini geçti, ikinci rakibini de geçti! Top hala Lindelöf’te… Lindelöf vuruyor… goooooool! İsveç golü atıyor! 1-0!!!
 
Taç çizgisi boyunca koştum, takım arkadaşlarım peşimden gelirken yumruğumu havaya kaldırdım. İsveç dünya şampiyonuydu! Ancak tam taraftarlara öpücükler gönderirken bir ses araya girdi.
 
“Victooor? Victooor?”
 
Bu sesi tanıdım… Annemin sesiydi. “Yemek zamanı!”
 
Ah…
 
Böylece iki erkek kardeşimle birlikte evimize geri dönerdim. Aslında üç erkek kardeşim vardı ancak ikisi benim yaşlarımdaydı ve her zaman birlikte futbol oynardık. Babam da etrafımızda olurdu ancak bizi gerçekten büyüten annemdi. Şimdi burada ana kuzusu gibi görünmek istemiyorum ama o olmasaydı futbolcu olamazdım. Şansım yoktu.
 
Görüyorsunuz, daha 5 yaşımdayken hayal gücümü besledi. Bana bir kaleci seti aldı – sanırım Fransa kalecisi Fabien Barthez’inkindendi. Bir anda Barthez olmak istedim. Bahçede kendimi çamurun içine atıp kahramanca kurtarışlar yapardım.
 
Oooo! Lindelöf’ten ne kurtarış ama!
 
Sonra annem bana Zinedine Zidane forması alırdı. O zaman da Zizou olmak isterdim. Sahanın etrafında dans eder, topla dönüşler yapardım ve inanılmaz paslar atardım.
 
Aman Tanrım! Lindelöf’ün yaptığı hareketi gördünüz mü?
 
Çok geçmeden hayal gücüm hayale dönüştü. İnsanlar bana büyüdüğümde ne olmak istediğimi sorduklarında hemen “Futbolcu olmak istiyorum” derdim. Kimse beni ciddiye almıyordu. “Aa çok tatlı, ama bu gerçek bir iş değil, değil mi?” derlerdi.
 
Yani, aslında gerçek bir iş. Sadece mümkün olduğuna inanmanız gerek. Ben inandım. Ve annem de inandı.
 
Vãsteras SK için oynamaya başladığımda beni antrenmanlara götüren annemdi. Sanırım biraz doğuştan yeteneğim vardı çünkü çok geçmeden alt liglerde as takımla oynamaya başlamıştım. Ve adamım o maçlar hızlıydı. O seviyedeki katıksız fiziksel oyun acımasızdı. Ancak orada oynadığıma seviniyorum çünkü kendi seviyemdeki takımla gelişeceğimden daha hızlı geliştim. Planım sonradan İsveç’te büyük bir kulübe gitmekti ancak sonra menajerime Benfica’dan bir telefon geldi.
 
Dürüst olmak gerekirse onların ilgisi biraz şok ediciydi. Daha 17 yaşındaydım. Evde yaşıyor ve okula gidiyordum. Teklifi kabul edip etmemem gerektiğini bilmiyordum bu yüzden annem ve abimle bir araya gelip artıların eksilerin üstünden geçmeye başladık.
 
Artılar: Benfica, Portekiz’deki en büyük kulüp. Daha iyi oyuncularla oynayıp daha iyi antrenörlerle çalışırım. As takım şansım bile olabilir.
 
Eksiler: Lizbon’a taşınmam gerekecek. Yalnız. Kimseyi tanımayacağım. Dili bile konuşamıyorum. Benim yaşımda yurtdışına çıkıp bir sürü problem yaşayan arkadaşlarım gibi olabilirim. Gerçekten bu riski almak istiyor muyum?
 
Emin değildim. Ancak sonra annem dedi ki: “Eğer evet demezsen pişman olacak mısın?”
 
Farkına vardım ki evet, evet pişman olacağım. Bir saat sonra menajerimi aradım. İki hafta sonra Lizbon’a doğru yola çıkmıştım.
 
Annem de benimle geldi, hala kendi sözleşmemi imzalayacak yaşa gelmemiştim. Lizbon’a geldik ve olanları sindirmeye çalıştık. Onun olan biten hakkında kendine güvendiğini düşünüyordum ancak bir sonraki sabah ağlamaya başladı. Benimle gurur duyuyordu ama beni bırakmak onun için zor olacaktı. Ancak artık pişman olmak için çok geçti. Västeras için 6 ay daha oynamam gerekiyordu bu yüzden geri döndüm. 2012 yazında ise Lizbon’a geri dönmek için uçağa bindim. Bu kez tek gidiş biletle.
 
https://image.ibb.co/bXcoqT/lindelof3.jpg
 
 
Camdan dışarı baktığımda en azından kendime güvenim vardı. Bütün hayatım önümdeydi – yani ne istiyordum? Tıklım tıklım bir Estadio da Luz’a çıkmanın nasıl bir şey olacağını hayal ettim… ve hoşuma gitti. Evet ne istediğimin cevabı buydu. A planım buydu.
 
B planı ise, yani size söyleyemem… Öyle bir şey yoktu.
 
Uçak iniş yaptıktan sonra kulüp temsilcilerinden birisi beni Benfica antrenman merkezine götürdü. Bir sonraki sabah uyandığımda panik olmuştum. Skype üzerinden annemi aradım. Daha geleli 24 saat olmamıştı ve ben her şeyden pişmandım.
 
“Anne, eve gitmek istiyorum. Ne yapmalıyım?”
 
Ancak anneler bu gibi durumlar için vardır değil mi? Ne yaptığını bilmiyorum ama beni sakinleştirdi – eminim ki o anda dünyada bana moral verebilecek tek kişi oydu. İyi olacağımı söyledi, işlerin başlarken zor olacağından bahsetti.
 
Ve adamım, bu konuda öyle bir haklıydı ki. İlk altı ay çok, çok zorluydu.
 
Ailemi özledim, arkadaşlarımı özledim… Västeras’taki her şeyi özledim. Ve bunun yanında, demek istiyorum ki dilini bilmediğiniz ve arkadaşınızın olmadığı bir yerde ne yapabilirsiniz ki? Pek fazla şey değil, haksız mıyım? Yani çoğunlukla antrenman merkezindeki odamda kaldım. Ya spor salonunda ya restoranda ya da odamda oluyordum. Gerçekten. Bugün bile hala orada yaşıyormuşum gibi odamı hayal edebiliyorum. Küçük düz ekranlı televizyonu… bej masayı… kırmızı perdeleri… antrenman sahalarını görebildiğiniz beton balkonu… kırmızı nevresimleri… yerde uyusanız da aynı hesaba gelecek kadar sert yatağı görebiliyorum.
 
Orada yaptığım tek şey, gerçekten, annemle Skype’tan konuşmak ve Entourage izlemekti. Şaka yapmıyorum. Altı ay boyunca en iyi arkadaşım Lizbon’dan birisi değildi. En iyi arkadaşım Vincent Chase’ti.
 
Şanslıyım ki mental olarak güçlüyüm. Çabuk olgunlaştım. Eninde sonunda birkaç kelime öğrendim ve birkaç arkadaş edindim. Bazılarıyla iyi arkadaş bile oldum (Üzgünüm Vince). Sonra bir gün antrenman yaparken -güneşli bir gündü, ufak bir oyun oynuyorduk- oyunu domine ettim. Tamamen. Bazı günler vücudunuz otomatik pilota geçer gibi bilirsiniz? Yaptığınız her şey sonuç verir. O günlerden biriydi. Son derece rahattım, kendimi Västeras sokaklarında gibi hissettim.
 
O anda bu işi başarabileceğime inanmaya başladım. Düşündüm ki: Bunu yapabilirsin Victor. Sadece kendine inan, tadını çıkar ve gerisi gelir.
 
Çok geçmeden Portekiz ikinci ligindeki Benfica B maçlarında iyi oynamaya başladım. Sonra Ekim 2013’te, 19 yaşımdayken as takımla ilk maçıma kupada çıktım. İnanılmaz. Sonra da evdeki ilk maçım geldi, Estadio da Luz
 
 
https://image.ibb.co/nHbsH8/lindelof1.jpg
 
Adamım… Konuşurken bile tüylerim diken diken oluyor.
 
Tünelden koşarak sahaya çıktığımda 65.000 insanın tezahürat ve şarkılarından oluşan kükremeyi duydum. Komik olan neydi biliyor musunuz? Daha önce tecrübe etmiş gibiydim. Sonra farkına vardım. Evet, elbette tecrübe ettim! Ben Västeras’taki Dünya Kupası finalinde oynadım!
 
Tek fark bu kez kimse beni yemeğe çağırmıyordu. Bu kez gerçekti.
 
Çok geçmeden başka bir hayal gerçekleşir gibi göründü. 2015 yılında İsveç, Çek Cumhuriyeti’ndeki U-21 Avrupa Şampiyonası’nda oynayacaktı. Turnuvada ülkem adına oynamak için çok heyecanlıydım. Sonra kadro açıklandı ve şok oldum – ben yoktum!
 
Hayal kırıklığı. Yani tarif etmekte bile zorlanıyorum. Sanırım antrenörler Portekiz ikinci liginin gerçekte ne kadar güçlü olduğunu bilmiyorlardı; genellike İsveç’teki oyunculardan seçim yapıyorlardı. Karara saygı duydum ama hüsrana uğramıştım ve kızgındım. Üstesinden gelmek için bir tatile çıktı. Sonra bir anda antrenör Hakan Ericson’dan bir telefon geldi.
 
“Dinle Victor, en sonunda seni çağırmaya karar verdik? Hoşuna gider mi? dedi.
 
“Eee… evet!” dedim.
 
İtalya’ya karşı ilk maçımızda ilk 11 başlamadım – ve yani nasıl başlayabilirdim ki, kadroya zor girmişken? Ancak sonra savunma oyuncumuz Alexander Milosevic kırmızı kart gördü ve ben savunmaya destek için oyuna alındım. Maçı kazandık ve o andan itibaren her dakika oynadım. İster inanın ister inanmayın ama finale çıktık. Orada kimle karşılaştık?
 
Elbette Portekiz’le.
 
Düşünebileceğiniz gibi benim için özel bir maçtı ancak İsveç için de büyük bir olaydı. Herhangi bir seviyede ulusal takımımızın şampiyonluk mücadelesi vermesi pek sık rastlanan bir olay değildir. Favori olmadığımızı biliyorduk ama bir avantajımız vardı: Tükenene kadar koşmaya hazırdık. Ve bu sayede maçı penaltılara götürmeyi başardık.
 
Takım arkadaşlarımın yüzlerine baktığımda zaten kazanmışız gibi hissettim. Hepimiz çok sakindik. İlk golümüzü attık, sonra onlar attı. Biz attık. Onlar kaçırdı. En sonunda beşinci penaltıyı atma sırası bana geldi. Kendi balonuma girdim. O kadar kendimi kaptırmıştım ki gözlerim cam gibiydi. Penaltı noktasına giderken Portekiz’den bir oyuncunun “Kaçıracak” dediğini duydum. Bu beni daha da ateşledi. Topu kalenin ortasına zımbaladım – gol!
 
Sonra Portekiz kaçırdı ve biz çıldırdık … İsveç, U-21 Avrupa Şampiyonu!
 
Bu… yani, bu unutulmazdı.
 
https://image.ibb.co/dyxMAT/lindelof8.jpg
 
 
Altı ay sonra Benfica as takımında düzenli forma giymeye başladım. Sonraki 18 ay içinde iki kez lig şampiyonu olduk ve iki kez de yerel kupayı kazandık. Daha fazla ne isteyebilirdim? Eh görüldüğü üzere birkaç şey. Kendime A milli takımda kalıcı yer bulmak gibi diyelim.
 
İsveç milli takımında olacağımı öğrendiğim ilk telefon geldiğinde 2016’nın başlarıydı. Çocukluğumun gözlerimin önünden geçtiğini hissettim. Bu kez İsveç için oynuyor gibi yapmayacaktım – gerçekten İsveç için oynayacaktım.
 
Haber vermek için annemi aradım. Ağlamaya başladı.
 
İlk maçım Antalya’da Türkiye’ye karşı bir dostluk maçıydı. Hissettiklerim tanımlanamazdı. Sarı formayla sahada durmak, milli marşı söylemek… çok güçlü bir histi. Sadece vay canına diye düşünebildim. Sonra daha da gururlu hissedemeyeceğimi düşünürken Euro 2016’ya katılma hakkı kazandık. Bir anda yine sahada durmuş milli marşı söylüyordum ama bu kez büyük bir turnuvada. Yemin ederim ayak parmak uçlarımdan enseme kadar karıncalanmaları hissediyordum.
 
Ve içimde derinlerde bu hissi yenebilecek tek bir şey olduğunu biliyordum… bunu Dünya Kupası’nda yaşamak.
 
https://image.ibb.co/kb6EVT/lindelof6.jpg
 
Şimdi, neden İsveç’in 2006’dan beri kupaya katılamadığını çok iyi biliyordum. İtalya ile eleme playofflarında eşleştiğimizde çok az kişi bizim kazanmamızı bekliyordu. Ancak biz mücadeleyi kabul ettik. Kendimize güveniyorduk, bir aradaydık. Görüyorsunuz, eğer bir şeyi iyi yaparsak bu takım olarak kardeş gibi birbirimiz için savaştığımız içindir. Neredeyse birbirimiz için sahada can verecek kadar, bizim bağımız işte bu kadar güçlü.
 
Eğer bana inanmıyorsanız sadece İtalyanlara sorun. Çünkü bana güvenin ki onları 1-0 yenmemizi sağlayan yeteneğimiz değildi. Ruhumuzdu.
 
O zaman çoktan Benfica’dan Manchester United’a geçmiştim. Önemli anların üst üste gelmeye devam etmesi gerçekten inanılmaz. 23 yaşındayım ve şimdiden dünyadaki en büyük kulüp için oynuyorum biliyor musunuz? Jose Mourinho ile çalışıyorum. İsveç için oynuyorum ve şimdi Dünya Kupası’na katılıyorum.
 
https://image.ibb.co/iswEVT/lindelof7.jpg
 
 
Aslında komik çünkü bazıları 30 yaşındaymışım gibi davrandığımı söylüyor. Sanırım haklılar çünkü birçok mücadeleden başarıyla çıkıp buralara gelebilmek için hızlı olgunlaşmam gerekiyordu. Eğer 10 yıl önce insanlara futbolcu olacağımı söylesem eminim ki kimse inanmazdı. Yani annem dışında elbette.
 
O en baştan beri biliyordu.
 

Griezmann: "İlk 2 Yıldızlı Fransa Forması Alan Ben Olacağım"

Fransa'nın başarılı oyuncusu Griezmann, 2018 Dünya Kupası finali sonrası açıklamalarda bulundu.

Modric: ''Bazen Daha İyi Takım Kazanmaz''

Hırvatistan kaptanı Luka Modric, finalden sonra açıklamalarda bulundu.