Kupanın Ötesinde

FİNAL
Fransa - Hırvatistan
15 Temmuz 2018, Pazar - 18:00

3.LÜK MAÇI
Belçika - İngiltere
14 Temmuz 2018, Cumartesi - 17:00
Dünya Kupasına ev sahipliği yapan Rusya'da futbol, bugüne kadar hep frenlense de, topun peşinden koşma tutkusu çok derinlere, yüzyıllara dayanıyor.
22/06/2018 - 01:55
Bunun sebeplerini anlamak için Çarlık döneminden bugüne uzanan tarihin sayfalarını tekrar karıştırdık. Vardığımız sonuç tek bir kelimeyle özetlenebilir: Siyaset. Bir yandan Rusya hükümeti büyük kısıtlamalar getiriyor; diğer yandan Putin Batı'ya karşı açtığı soğuk savaşın yeni bir evresini yaşıyor. Rus oligarşisi Batı'ya yatırım yapadursun statlardaki ırkçılık oyuncuları sahalardan uzaklaştırıyor.
 
Çamurlu, koyu yeşil bir saha. Yağan kar, saha çizgilerini bozmuş. Atletizm pisti kömür renginde. Gri gökyüzünün altında şortlu, taytlı, eldivenli insanlar. Tribünlerin gerisinde ise yükselen siteler...
 
Rusya'da toplumsal bellekteki “futbol” kavramı zamanın, rejimlerin, yılların ötesinde. Avrupa ve Asya arasında uzanan, Alaska'dan Bering Boğazı'yla ayrılan, 17.098.242 km²'lik yüz ölçümü ve 146 milyonluk nüfusuyla Avrupa'nın en büyük ülkesi olan Rusya, ABD ve Çin gibi devasa ülkelerin dünya kupasını kazanamamasının ardındaki gizemi tekrar akıllara getiriyor. ABD ancak 90'larda, Çin ise son on yıldır futbola ilgi duymaya başladı. Rusya'daki futbol tutkusu ise yüzyıllar öncesine dayanıyor. Bu ülkede futbolu frenleyen nedenler ise tek bir kelimeyle özetlenebilir: Siyaset.
 
Çarlık döneminde yoksullar, top peşinde koşamayacak kadar güçsüz düşüyordu. Soylular ise “halk”a ait bir sporu yapmak için “alçalamazdı”. Bu yüzden futbol sadece “burjuvazi” ve işçiler arasında ilgi gördü. Sovyetler Birliği'nin doğuşuyla, başlangıçtaki ılımlı yaklaşıma rağmen, futbol “eğitici olmayan” bir spor olarak görüldü. O devrin etik anlayışında, çalım atma ve top sürme “ahlaksız” hareketler olarak değerlendirildi.
 
http://funkyimg.com/i/2HLCW.jpg
 
Josef Stalin'in özel tedbirleri yoktu belki ama futbolu delicesine seven milyonlarca Rus'un aksine bu spordan hiç etkilenmemişti. Stalin'in emirlerini uygulayarak birçok suç işleyen Sovyet Güvenlik Sekreteri Lavrentiy Beria ise tam bir futbol tutkunuydu. Aslında Gürcü olan Beria, Dinamo Tbilisi takımıyla birkaç maça çıkmıştı – orta sahada oynuyordu. Beria aynı zamanda Gizli Polis Teşkilatı'nın takımı Dinamo Moskova'nın da onursal başkanıydı. Rakip takımlar Beria'nın Dinamo'suna engel olmamak için türlü baskılara karşı sessiz kalırdı.
 
Böyle bir ortamda, SSCB'de futbol bir sıçrayış yapamadı. Sovyet kadınları tarafından sabırla dikilen, keçeden ve yeşil bir örtünün üzerinde, Kızıl Meydan'da Stalin'in huzurunda bir maç oynansa ancak bir kıvılcım yanabilirdi. Futbolu harekete geçirmenin de aslında tek yolu, böyle bir maçla diktatörü heyecanlandırmaktı. Diktatörün gösteriyi beğenmemesi durumunda oluşacak bumerang etkisinden korktuklarından, hiçbir takım bu daveti kabul etme cesaretini gösteremedi. Bir takım hariç: halkın takımı Spartak Moskova.
 
http://funkyimg.com/i/2HLCV.jpg
 
1936 yılının sıradan bir gününde Spartak'ın ilk 11'i yedeklerle karşılaşır. 43 dakika süren maçta, as kadro yedekleri 4-3 yener. Stalin epey eğlenir ve futbol artık yükselişe geçer. Yıllar sonra gerçek ortaya çıkacaktır: Maç aslında özenle planlanmıştı. Gol pozisyonları harfi harfine antrenmanlarda çalışılmış, karşılaşmayı daha cazip kılmak için Spartak Moskova takım yöneticileri bir tiyatro topluluğuna akıl danışmıştı. Bu gösteri maçı herkesi memnun etti ve 1936 yılında 4 ligden oluşan Sovyetler Ligleri resmi olarak ortaya çıktı. 1937 yılında lig sayısı 3'e düşürüldü; 1938'de tek bir ligde maçlar oynandı. 1939 yılında ise iki lig daha tanındı.
 
Sovyetler'de futbol 1950'li yıllarda da siyasi yapıyla baş etmek zorundaydı. 1952 Helsinki Olimpiyatları'nda Sovyet milli takımı, Tito'nun Yugoslavyası'na karşı oynadıkları rövanş maçını (ilk maç 5-5 bitmişti) 3-1 kaybetti. Takım ülkeye döndüğünde Spartak Moskova dağıldı ve teknik direktör Boris Arkadiev çalışma kampına (gulag) gönderilme tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Onu kurtaran, Stalin'in 5 Mart 1953'te ölmesi oldu.
 
http://funkyimg.com/i/2HLCU.jpg
 
Bu “utanç” maçından sekiz yıl sonra, 1960 Avrupa Şampiyonası'nda Sovyetler ilk ve tek başarısını elde edecekti. O zamanlar takımın yıldızı, “Siyah Örümcek” Lev Yashin'di. Birçok insana göre tüm zamanların en iyi kalecisiydi. 1963 yılında bir ilki gerçekleştirip Altın Top ödülünü kazanan ilk kaleci oldu. 29 Ekim 1929 Moskova doğumlu Yashin, yeteneklerini ve reflekslerini bir işçi olarak belli ediyordu: Fabrikadaki mesailerinde işçi arkadaşlarının ona yolladıkları cıvataları “yakalamakta” oldukça başarılıydı. Başlarda, Rusya'da popüler bir spor olan buz hokeyi ve futbol arasında gidip gelse de, 1949-1970 yılları arasında Dinamo Moskova'da oynadı. Sovyetler Birliği 1960'da Fransa'daki Avrupa Şampiyonası'nda, son 16'da Macaristan'ı 3-1 ve 1-0, çeyrek finalde İspanya'yı 6-0, yarı finalde Çekoslovakya'yı 3-0 ve finalde de Yugoslavya'yı 2-1'lik skorlarla eleyerek şampiyon olduğunda kalede o vardı.
 
Yashin'in Sovyetleri, 1966'daki Dünya Kupası'nda 4. sırada yer alacaktı. İngiltere'de gerçekleşen şampiyonada ev sahibi takım şampiyon oldu. Sovyet temsilcisi yarı finalde Batı Almanya'ya 2-1 kaybetti. Üçüncülük maçında ise Eusebio'lu Portekiz'e 2-1 yenildi. Bu son dünya kupasından sonra düşüş başladı. Tek yükselişleri '88 Avrupa Şampiyonası'nda oldu: Orada da finalde Hollanda'ya 2-0 yenildiler. Kaleci Rinat Dasaev, futbol tarihinin şüphesiz en mükemmel gollerinden biri ile karşı karşıyaydı: 54'te Marco Van Basten'in neredeyse “uçarak” attığı gol.
 
Takvimler 1989'u gösteriyordu; Berlin Duvarı'nın yıkılışı yakındı. Tarih ve siyaset, büyük Rus milletinin futbol hevesinin karşısında galip gelecekti.
 
Sovyetler Birliği'nin dağılması, 15 yeni ulusal takımın doğmasına sebep oldu. Sovyetler futbolunun bel kemiği Ukrayna ve Gürcistan'dı. Lobanovski'nin çalıştırdığı Dinamo Kiev 1975 ve 1986'da Kupa Galipleri Kupası'nı, yine 1975 yılında UEFA Süper Kupası'nı kazandı. 1981'de Kupa Galipleri Kupası'nı kazanan Dinamo Tbilisi ise bir diğer baş kahramandı.
 
http://funkyimg.com/i/2HLCT.jpg
 
Rusya'da ise sınırlar artık yeniden çiziliyordu: Liglerin yeniden oluşturulması gerekti. 1992 yılında 2 ayrı grupta maç yapacak 20 takımdan oluşan birinci lig kuruldu ve play-off sistemine geçildi. 1998'e gelindiğinde tüm Sovyet isimleri takımlardan silinecek ve 2011'de de Avrupa Liglerinin formatına yavaş yavaş geçilecekti: Kışın verilen devre arası da bu yeni formatın bir getirisiydi. Bu yeniden yapılanmalar, 2000-2008 arası gerçekleşen ekonomik büyüme, devamında gelen kriz ve 2014'de Kırım'ın işgalinin yol açtığı uluslararası yaptırımların etkileri futbola darbe vurdu. Arşavin ve Pavlyuçenko'lu milli takımla 2008 Avrupa Şampiyonası'na iyi başlayan Rusya, şampiyon İspanya'ya yarı finalde 3-0 yenildikten sonra yeniden krize sürüklendi. 2014'de Fabio Capello'nun teknik direktörlüğünde 12 yıl aradan sonra Dünya Kupası'na döndü fakat Belçika ve Cezayir'e elenerek gruptan çıkamadı.
 
Bugünlerde ülkede sahnelenen “renkli gösteri” Rusya için kritik bir sınav. Stalin zamanında değiliz artık; Putin'in Rusyası Batı'yla giriştiği soğuk savaşın yeni bir evresinden geçiyor. Artan milliyetçilik dalgası, teknik direktör Çerçesov'un ilk 11'ini bile baskı altına almış durumda. 23 kişilik aday kadroda, Rusya dışında oynayan sadece 2 oyuncu var: kaleci Gabulov (Bruges) ve orta saha oyuncusu Cheryshev (Villareal). Takımın gözdesi ise CSKA Moskova'nın yıldızı, 22 yaşındaki Aleksandr Golovin.
 
Rus futbolunun şu sıralar yaşadığı en büyük çelişki, oligarşik yapıların Batı'ya yatırım yapmayı tercih etmesi. Dünya kupası “senaryosu” ve Batı'yla olan anlaşmazlıklar, milyarderleri -özellikle İngiltere'ye yerleşenleri- tekrar ülkeye çekebilir. Abramovich örneğinde olduğu gibi, vize kısıtlamaları ve taşınmaz mallara getirilen denetimler, onları ülkelerine dönmeye itecek sebepler olabilir. Bu durumda dahi futbolun itici kuvveti siyaset olacak. Bahsedilen zengin zümre, ülkeyi yıllar önce Putin'le ve yönetici yapılarla kötü ilişkileri yüzünden terk ettiler: Kopan bağları, futbol ve milli takım sayesinde tekrar bağlamak kolay olmayacak.
 
Gerilerde, son yıllarda iyice derinleşen bir sorun daha var: statlardaki ırkçılık. Otoriteler bunu en aza indirmeye çalışsa da buna en büyük yanıt ancak Dünya Kupası olacak. Bu hoşgörüsüzlük oyuncuları sahalardan uzaklaştırıyor. Stadların daha medeni, daha hoşgörülü olduğu şampiyonaları seçenlerin sayısı hiç de az değil.
 
YazanStefano Boldrini (Gazzetta, Sportsweek)
Çeviri: Hazel Karakaya
Kaynak: Gazetta Sportsweek

Griezmann: "İlk 2 Yıldızlı Fransa Forması Alan Ben Olacağım"

Fransa'nın başarılı oyuncusu Griezmann, 2018 Dünya Kupası finali sonrası açıklamalarda bulundu.

Modric: ''Bazen Daha İyi Takım Kazanmaz''

Hırvatistan kaptanı Luka Modric, finalden sonra açıklamalarda bulundu.